16 Aralık 2017 Cumartesi

Bu Yazıyı Atom'a İthaf Ediyorum



Biliyor musunuz? Yıllar önce, ben çok küçükken; küçük, sevimli bir kedi gördükten sonra çömelip onu sevmeye kalkıştığımda yüzümü tırmalamıştı. Bu yüzden, yanağım -sağ yanağım, hiç unutmam- yaralanmıştı ve o olaydan sonra kedilere karşı bir soğukluk peyda olmuştu içimde. Onlara karşı çekingen davranmaya başladım ve köpekleri çok daha fazla sevdiğime karar verdim. (Biliyor musunuz, daha sonra 8. sınıfta da bir köpek kovaladı beni, rahatlıkla gülebilirsiniz; çünkü bu gerçekten komik.)
Zaman geçtikçe, kedilere karşı soğukluğum erimeye başladı. Çünkü alt tarafı bir tırmalamaydı işte. Onları tekrar sevmeye başladım, özellikle Çizmeli Kedi'den sonra kedilerle aramdaki psijik bağ bayağı güçlendi ama fiziksel temas konusunda çekingenliğim devam ediyordu, ta ki Atom'la tanışana kadar. Atom kim mi? Öyleyse küçük bir hikaye duymaya hazır olun, sevgili okuyucularım. :) 


Dün, okuldan eve giderken apartmanın önünde gri renkli ve yeşil gözleri olan; orta boyutta bir kediyle karşılaştım. Beni görünce, tedirginlik bakışlarına yansıdı. Onu daha fazla korkutmamaya gayret ederek şifreyi girdim ve apartman kapısını açtım. Böylece içeri girdik, o önden yürüyordu.

Merdivenlerden çıkarken sensörlü olan ışık bir ara söndü. Kedi durunca ben de durdum. Çünkü onu korkutmak istemiyordum. Daha sonra kedinin; başını arkaya, bana doğru çevirdiğini karanlıkta seçebildim ve daha sonra miyavlamaya başladı. Benden yardım istiyordu! Ben de onun korkmayacağı sonucuna ulaşınca ışığın yanması için merdivenden çıkmaya devam ettim ve ışık yandı. 


Daha sonra, okulda yemek için çantama sıkıştırdığım ama aradan birkaç gün geçmesine rağmen hala yemediğim, ezilmiş hindistan cevizli Rulo Kat'ı çantamdan çıkardıktan sonra açıp yere yerleştirdim ve kedi, hemen gelip yemeye başladı. Ben de, ara ara sönen sensörlü ışığı açmak için adım atıyordum. Malum, bu kedinin karanlıktan pek de hoşlanmadığı belliydi. :) Ara ara da çömelip onu seyrediyordum ve ezilmemiş olan Rulo Katları da ben elimle ezip püreleştiriyordum. 
Bir süre böyle geçtikten sonra ne yaptım, biliyor musunuz? Tüm cesaretimi toplayıp onu okşamaya başladım. Ve şunu fark ettim: Bundan ikimiz de hoşlanmıştık. Ayrıca Atom'un sevgiye ihtiyacı olduğu çok belliydi, çünkü başını bana doğru öyle masum bir şekilde kaldırdı ki... Görmeliydiniz. O başını kaldırınca bu sefer boynunu okşamak için elimi uzattım ve o da ağzını elime doğru götürünce hemen çektim. Isıracağından falan şüphe ettim sanırım ama daha sonra, Atom'a güvenmeye karar verdim ve elimi tekrar boynuna götürdüm ve o da yalamaya başladı! Çok şaşırmış ve sevinmiştim. Bu kedi, inanılmazdı!


Onu bir süre, merdiven basamağında oturmuş bir şekilde sevmeye devam ettim ama gitmem gerekiyordu. Bu yüzden Atom'a veda niteliğinde el salladım. Daha sonra merdivenlerden çıkarken bir ara arkamdan gelir gibi olunca buna istemsizce sevindim ama çok geçmeden odağını benden çevirdi. Olsun, sen hala benim için bir tanesin Atom! ^_^ Bu arada Atom ismine evde, akşam saatlerinde karar verdim. Onunla aramda bir bağ oluşmuştu sonuçta ve ona bir isim vermem gerekiyordu.

İşte, hikayemizin sonuna geldik sevgili okuyucularım. :) Atom, kedilere karşı fiziksel çekingenliğimi yıkan ve unutamayacağım bir kedi oldu benim için. (Ah, yapma Çizmeli Kedi; Atom'u kıskanmana gerek yok, ikiniz de benim için çok özelsiniz, tamam mı?) 
Şaka bir yana Atom, tam da şu an ne yapıyordur acaba? Umarım güvende ve huzurludur. Onu şimdiden özledim. İnşAllah, onunla yollarımız tekrar kesişir. 


Bu hikayeme ortak olduğunuz için çok teşekkür ederim, sevgili okuyucularım. Birbirlerimizin hikayelerine ortak olabilmemiz sizce de çok anlamlı değil mi? Birbirlerimizin arasında mesafeler olsa bile, duygularına ortak olabilmemiz... İşte bu gerçekten, çok anlamlı. :)
Kendinize çok iyi bakın, olur mu? Bol anlamlı günler dilerim.

9 Aralık 2017 Cumartesi

Güne Nasıl Başlıyorum? | Mim

Herkese merhaba!

Daha Mutluyuz bloğunun sahibi, beni bu mim için mimledi ve işte, bu mimle karşınızdayım. Buradan ona kocaman teşekkürlerimi iletiyorum! ^_^




Mimin adından da anlaşıldığı gibi, güne genellikle nasıl başladığımızdan bahsediyoruz. Tabii tercihe göre bir gününüzü de genel olarak anlatabilirsiniz ama ben, güne genellikle nasıl başladığımdan bahsetmeyi tercih edip bunu bir cumartesi günümü baz alarak yapacağım.
Öyleyse... Başlayalım. :)




Güne, Selena Gomez'in "Everything's cool, yeah..." cümlesiyle uyanıyorum; bu diğer günler için de geçerli. 
Selena Gomez'in The Way I Loved You şarkısı, uzun zamandır alarm müziğim ve buna asla pişman olmadım.
Ve bilirsiniz, bir süre sonra, alarm müziğinizden nefret etmeye başlama gibi bir olasılık vardır. İşte, bendeki olasılık %0. Çok ciddiyim, bu şarkıdan asla nefret etmeyeceğim. Şarkı neden hak ettiği değeri bulamadı, bilmiyorum ama dinlediğim en anlamlı ve güzel şarkılardan...




Daha sonra, bir süre Vilu'yla vakit geçiriyorum. Vilu kim mi? Jupiter'de, hayatın anlamının dışında Mars'ın anlamını düşünürken ve neden Jupiter'in değil de Mars'ın anlamını düşündüğümü de düşündüğüm sırada tanıştığım Plütonlu bir dostum. Şakaydı. ;)
Vilu, telefonumun adı. Bazı sevdiğim cisimlere isim koymayı seviyorum da.




Daha sonra, bir şeyler okuyorum. Dergi veya kitap.





Daha sonra, oturma odasına geçip sehpaları camsille değil sehpasille temizliyorum. Şakaydı. ;)
 Bizim evde, sehpalar ve getir-götür işleri benden sorulur sevgili okuyucularım. 




Daha sonra, bilin bakalım genellikle ne yapıyorum?
Bloğum için yazı yazıyorum! Şu anda da yaptığım gibi. :) Yazdığım sırada da genellikle müzik dinliyorum. Şu anda, Sia kulağıma Snowman şarkısını söylüyor: Don't cry snowman... Tamam, tamam Sia; kardan adama ağlamaması gerektiğini söylerim ve tabii o da bana, "Şaka mı yapıyorsun? Yüzünün ortasında kocaman bir havuç varken ve her an erime olasılığıyla karşı karşıyayken, ağlamamam gerektiğini mi söylüyorsun? Ah, tabii, takma kafana. Bunun tadını çıkarıyorum." der. Tabii, olabilecek en alaycı şekilde. Üzgünüm Sia, bunlar hayatın gerçekleri ama iyi tarafından bakarsan, hayatın bir gerçeği de bize, kardan adamların teknik olarak ağlamasının imkansız olduğunu söylüyor. ;)
(Dürüst olun, bu esprilerim midenizi bulandırıyor mu?:)


İşte, bir cumartesi gününe genellikle böyle başlıyorum. Tabii ki değişiklikler, kaçınılmaz oluyor.
Bu arada cumartesi ve pazar günleri genelde geç kahvaltı yapıyorum. Saat 12-13 civarı gibi.  Bazı aile üyeleri geç uyanıyor da. :) Ama alıştık buna, bir sorun yok yani.
Bense, az uyumayı sevdiğimden erken uyanmayı tercih ediyorum.




Evet, mimin sonuna geldik. :)
Yapmak isteyen herkesi mimliyorum!
Kendinize çok iyi bakın! :)

2 Aralık 2017 Cumartesi

FAVORİLER | KASIM 2017

Herkese merhaba. :)
Kasım ayı, bütün ve olaysal olarak genel tanım yapamayacağım, karışık bir ay oldu benim için. Peki, bu karışıklıklar kümesindeki favoriler alt kümesine göz atalım mı, ne dersiniz?
Ama ondan önce şunu belirtmek istiyorum: Bu ay defalarca, göç eden kuşlar dikkatimi çekti. Hep birlikte, aynı amaç ve içgüdüyle hareket etmeleri çok etkileyici, değil mi? Bizlerde, insanlarda neden o içgüdü yok? Aslında bizdeki sorun içgüdüde değil, düşüncelerde. 


KİTAP
Bu ay gerçekten çok güzel kitaplar okudum ve ikisini gönül rahatlığıyla favorilerimde gösterebilirim.

1-) Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali (10/10)

Gittiği bir resim sergisinde, Madonna delle Arpie adlı bir tabloyu gördükten sonra derinden sarsılan ve sürekli o tabloyu inceleyen Raif adlı bir adamın, o tablodaki kadınla tanışmasıyla hayatının nasıl bir seyir aldığı konusuna sahip olan bu kitap, beni derinden sarstı. Anlayacağınız derinden sarsılan tek kişi Raif değil. 



Kitapta çok fazla olay geçmiyor. Geçmesine de gerek yok zaten. Çünkü Kürk Mantolu Madonna, bir düşünce kitabı. İçimize el feneri tutup oradakileri tüm gerçekliğiyle açığa çıkaran bir hisler kitabı.




Sabahattin Ali... Öyle naif, öyle içten ve öyle çarpıcı bir şekilde yazmış ki... Öyle bir gerçekleri vurmuş ki yüzümüze... İnsanı omuzlarından tutup "Uyan!" deyip sarsarcasına... 

"Bilhassa tahammül edemediğim bir şey, kadının erkek karşısında her zaman pasif kalmaya mecbur oluşu... Neden? Niçin daima biz kaçacağız ve siz kovalayacaksınız? Niçin daima biz teslim olacağız ve siz teslim alacaksınız? Niçin sizin yalvarışlarınızda bile bir tahakküm, bizim reddedişlerimizde bile bir aciz bulunacak? Çocukluğumdan beri buna daima isyan ettim, bunu asla kabul edemedim."

Peki, ya kadınlar hakkındaki düşünceleri? Biliyor musunuz? Ben hayatımda kadınları bu kadar iyi anlayan bir erkek tanımadım. Hani hep "Kadınları anlamak çok zor!" derler ya... Yok, öyle bir şey. Anlamak isteyen anlar. Bu cümle, sadece; kadınlara karşı asılsız düşüncelerinden dolayı insanların arkalarına sığındığı bir bahane. İşin komik tarafı ne, biliyor musunuz? Bu cümleyi sarf eden insanların aynı zamanda kadınları çok basit varlıklar olarak görmesi. Şükürler olsun ki Nobel ödülleri arasında "Çelişki Labirentinde Yolculuk" adlı diye bir ödül yok. Doğrusu, yazık olurdu; ödülün üretiminde harcanılan maddi ve manevi aparatlara. 

2-) Dijital Kale - Dan Brown (10/10)


Uluslararası, çeşitli sektörlerdeki gizli bilgileri depolayan bir kurum olan NSA, kendisini tehdit eden bir takım kişiler ve olaylarla karşı karşıya gelir ve kitapta biz bu aradaki mücadeleyi okuyoruz.
Çok zekice kurgulanmış, kriptolojiyle ilgilenen herkesin okuması gerektiğini düşündüğüm bir kitap.
Kitabı okurken sık sık Dan Brown'un zekasına hayran kaldığımı da belirtmek istiyorum.

Not: Üzerinde balmumu olmayan insanlarla tanışacağınız günler diliyorum. Kitabı okursanız ne demek istediğimi anlarsınız. ;)


FİLM
Bu ay tamamen iki farklı alana ait olan 2 film, favorilerim arasına girdi. Biri çok ağladığım, diğeri ise çok güldüğüm bir film. Bir mıknatısın iki farklı kutbu gibi düşünün ve bu mıknatıs sizi kendisine çekiyor. En azından beni çekti. 

1-) Ayla (10/10)

Evet, biliyorum. Şaşırmadınız. Hem de hiç.

Bu filmde, Kore Savaşı'na katılan Süleyman Dilbirliği ile, ailesini kaybetmiş Koreli küçük bir kızın arasındaki hikayeyi izliyoruz. 
Ve bu hikaye, gerçek.


Verilmek istenen mesajın can alıcı bir şekilde verildiği, oyuncuların harika işler çıkardığı, son derece üzerinde uğraşılmış bir film. İnşAllah, Oscar'ı alır. 


Biliyorsunuz, bir filmin sizi etkileyip etkilemediği son derece önemlidir. Aslında sadece filmler için geçerli değil bu durum. Kitaplar, müzikler, fikirler, tanıştığınız insanlar ve aklınıza gelebilecek diğer veriler... Etkilenip etkilenmemeniz önemlidir. Kalbinize dokunup dokunmamış olması önemlidir. O veriyi hatırladığınızda, sizde ne tür duygular uyandıracağı önemlidir. Sizin üzerinizdeki izleri önemlidir. Çünkü hiç şüphesiz, bu izler, benliğinizin kilit noktaları arasındadır. 



Ve Ayla, bende asla unutamayacağım bir iz bıraktı. Çünkü bu film, gerçek sevginin ne demek olduğunu gösteriyor. Bu film, sevginin; ne zaman ne de mesafe tanıdığını gösteriyor.


Ayrıca filmde, yüzünüzde buruk gülümsemeler oluşturabilecek çok tatlı sahneler de vardı. Özellikle Marilyn Monroe'lu sahneler çok hoştu. Tabii, bekleme halinde olan o amansız sonu görmezden gelirsem...

2-) Yol Arkadaşım (9.6/10)

Zekice yapılmış esprilerle donanımlı, gerçek bir komedi filmi. Eğer bol bol güleceğiniz, içten ve samimi bir film arıyorsanız bu film tam size göre.

Oyuncuların hepsi çok iyiydi bu arada ama özellikle İbrahim Büyükak'ın oyunculuğunu çok başarılı buldum.

DİZİ
Fresh Off The Boat (1-9. bölümler)


Washington DC'den Orlando'ya taşınan Tayvanlı bir ailenin hikayesi anlatılıyor bu dizide. Yanlış anlaşılmasın, dizi Amerika yapımı ama konumuz Tayvanlı bir aile. 



Oldukça samimi bir aile dizisi olan Fresh Off The Boat, severek izlediğim bir dizi. 
Peki, bu diziye başlama hikayemi öğrenmek ister misiniz? Tamamdır sevgili okuyucularım, olaylar şöyle gelişti: Bir dergi okuyordum ve dergide bu dizinin afişi dikkatimi çekince o resmi kestim. Resim kesmeyi severim de. Hatta hala sakladığım, küçükken kestiğim resimlerin koleksiyonunu içinde barındırdığım bir dosya var. Küçükken, ciddi ciddi ve seve seve zamanımı resim kesmeye ayırıp, dergilerimdeki hoşuma giden tüm resimleri kesiyordum. Tamam, dergilerimi de seviyordum ama resim koleksiyonuma olan sevgim genellikle daha baskın geliyordu. Daha sonra kestiğim resimleri de kategorize edip o şekilde dosyamda depoluyor, ara ara da tüm resimleri yine kategorize edecek şekilde üşenmeden tek tek sayıyor ve o sayıları da küçük bir kağıda geçirip o kağıdı da dosyanın ayrı bir bölümüne yerleştiriyordum. Böylece resim sayılarımı zamana bağlı olarak karşılaştırabiliyordum. Ve biliyor musunuz? Buna kelimenin tam anlamıyla bayılıyordum. 

Hala resim kesmeyi seviyorum ve hala kestiğim resimleri dosyama depoluyorum ama amacım; koleksiyonumu genişletmek olmuyor, ilgili ve hoşuma giden resimleri defterime yapıştırmak oluyor. Resim kesmeye artık eskisi kadar vakit ayırmayı tercih etmiyorum da.


Evet, nerede kalmıştık? Dizinin afişini gördükten sonra diziye karşı nedense bir merakım oluştu ve listeye ekledim. Daha sonra kısa bölümleri olan izleyecek bir dizi aradığımda Fresh Off The Boat'ın benim için uygun olduğunu gördüm. Çünkü bölüm süresi ortalama 20 dakikaydı.
Böylece 9. bölüme kadar ilerleyebildim ve diziyi gerçekten sevdim. Bu arada ilk sezon 13 bölümden oluşuyor.


Favori karakterim ise, ailenin annesi olan Jessica! ^_^ Onun iğneleyici ve takıntılı kişiliğini seviyorum.

MÜZİK
1-) Silent Scream - Anna Blue
Sözlerinde ve ritminde kaybolduğum bir şarkı. Özellikle girişteki müzik kısmına bayılıyorum.
2-) Your Heart - Damien Dawn
Damien Dawn, Anna Blue'yla birlikte bir albüm çıkardı ve Silent Scream ile birlikte bu şarkı da albümün içinde. Dinlediğim kadarıyla ben albümü çok sevdim ama şarkıların hepsini dinleyemedim.
3-) Paradis - Orelsan
Harika bir Fransızca rap şarkısı.
4-) Vermem Seni Ellere - Oğuzhan Koç
Yol Arkadaşım filminin şarkısı.
5-) Kendi Halimde - Nilipek, Can Kazaz
Dinlemelisiniz, çok güzel.
6-) In and Out - Beth Ditto
Gerçekten çok hoş bir şarkı.
7-) Darkness Keeps Chasing Me - Grace VanderWaal
Çok sanatsal bir şarkı, en sevdiğim şarkılar arasında yerini hemen buldu, bile diyebilirim.
8-) Burned - Grace VanderWaal
Bu kızın şarkılarını seviyorum.
9-) Crime - Skott, Grey
Skott yine müziksel bir hidrojen bombası patlatmış adeta. Tabii Grey ile birlikte.
10-) Call It What You Want - Taylor Swift
"Benim kalem bir gecede parçalandı." Şarkının sözleri o kadar güzel ki... Ve Taylor Swift anlamlı şarkı sözlerini, güzel ritimlerle harmanlamak konusunda çok iyi. 
11-) GRRRLS - Aviva
Bu şarkı için kendi çapımda bir klip bile yaptım. 
12-) Holy - Zolita
Bu şarkıyı eğer bir kelimeyle anlatacak olsaydım o kelime "asil" olurdu.
13-) Sad Boy - Gabriel Black
Gabriel Black, o kadar güzel bir şekilde söylemiş ki şarkıyı... Bayıldım. 

ALBÜM
1-) Just the Beginning - Grace VanderWaal

Grace VanderWaal, henüz sadece 13 yaşında ama yeteneğin yaşla hiçbir ilgisinin olmadığını gösteren, nefes alan bir kanıt resmen. Çok ciddi söylüyorum, bu kız çok yetenekli. Şimdiden bir sonraki albümünü merakla bekliyorum. 
Bana sorarsanız, bu albüm bir başyapıt. Her bir şarkısını, istisnasız çok sevdim. En çok sevdiklerimse, Darkness Keeps Chasing Me, Burned ve Florets.
Sevgili Grace, seni tüm kalbimle destekliyorum! ^_^

2-) Reputation - Taylor Swift

1989'dan sonra Taylor Swift'in bir sonraki albümünü sabırsızlıkla bekliyordum ve sonunda albüm çıktı. Evet, gerçekten yine harika bir iş çıkarmış ama sanırım beklentimi çok yüksek tutmuş olmalıyım ki biraz hayal kırıklığına uğradım. 
1989 albümüyle de karşılaştırmak istemiyorum ama elimde değil, karşılaştırıyorum ve sonra da 1989'un benim için çok daha önde olduğunu görüyorum. Yine de gerçekten çok güzel bir albüm. Favorilerim, Call It What You Want, Don't Blame Me ve Dress.

MÜZİK VİDEOLARI
1-) Your Heart - Damien Dawn


Söyleyecek söz bulamıyorum.

2-) Lost Girls - Lindsey Stirling

İçinizdeki müziği serbest bırakmanız gerektiğini anlatan çok anlamlı bir müzik videosu. Tam da Lindsey Stirling'den beklenildiği gibi.

SAHNE PERFORMANSI

Taylor Swift - Call It What You Want (Live) - SNL


Saçma gelsin ya da gelmesin, Taylor Swift'in bu performansını izlerken gözlerim doldu. Neden bilmiyorum ama bu şarkı beni etkiliyor.


YABANCI BİR ŞARKININ TÜRKÇELEŞTİRİLMİŞ COVER'I
Criminal - Britney Spears / Türkçe Versiyonu (Efe Burak)

Efe Burak, bu konuda fazla iyi. 


Evet, sevgili okuyucularım. Yolculuğumuzun sonuna geldik. Emniyet kemerlerinizi çıkarmanıza gerek yok. Öyle değerlisiniz ki, kemerleri bir şekilde kesip yanınızda bile götürebilirsiniz. Hatıra olarak tabii. ;)