19 Mayıs 2018 Cumartesi

Ortak Öykü | Mim

Herkese merhaba!
Yine bir mimle karşınızdayım. :)
Fikirsel bir muhteşemliğe sahip olan bu mimde, gönüllü blogger'lar olarak hepimizin özgün birer parça ekleyeceği bir öykü yapbozu oluşturuyoruz. :) Ve sevgili Girift'in beni mimlemesiyle bu yapboza bir parça ekleme sırası bende. Teşekkürler Girift! ^_^
Öykünün tamamına buradan ulaşabilirsiniz.




En son hikayenin neresinde kalmıştık?

GİRİFT:

Nasıl olur? Neden? İçimdeki karmaşık sorular korku ile cevaplarını bekliyordu. Yaşadıklarım ruhuma çok ağır geliyor. Zorluklar karşısında kendimi karamsar ve zayıf hissediyorum. Karşımda 2 tane hayatımı alt üst etmiş adam vardı. Arkamdaki komodinde bıraktığım hatıra dolu sandığın nasıl bir açıklaması olabilir ki? Üstelik Yusuf... Tereddütsüz aptalca inandığım, kendimi toparlamak ve iyi hissetmek için adım attığım insan. O da kapalı bir sandık. Karanlık sürprizler ile dolu. Yavaş yavaş yanlarına doğru gitmeliydim. Artık her şey ortaya çıkmalı, sorularım cevaplarına kavuşmalıydı. Hazırdım, ne kadar zayıf hissetsem de hazırdım. Derin bir nefes aldım. İçimdeki hararetten olsa gerek terlemeye başladım. Alnımdaki soğuk terleri silmek için elimi yüzüme götürdüğümde burnumdan kan geldi. Bu da ne şimdi? Daha öncesinde de birkaç kere burnum kanamıştı. Ama hayatımın karmaşıklığı içinde silinip gitmiş, önemsememiştim. Bu defa daha çok ve ağrılıydı. Bir anda vücudum titremeye başladı. Gözlerim hafif hafif kararmaya ve başım dönemeye başladı. Sağımdaki masadan destek almaya çalışırken bir anda yere düştüm. Yarı uyanık, yarı baygın halde birbirlerinden anlaşılmayan 4 ağlamaklı ses vardı kulaklarımda...

Gezegenin Sihri

"Kestik!" cümlesinin ardından makyözüm yanıma çabuk adımlarla gelip esas maddesi mısır şurubu olan burnumdaki sahte kanı temizlemeye başladı. İşini büyük bir ciddiyetle yapan ve sarı saçlarını dağınık bir örgüyle şekillendiren hevesli makyözüme dönüp gülümsedim. "Teşekkür ederim fasulyem ama ben hallederim. Bugün sence de çok yorulmadın mı?"
Ona "fasulyem" diye hitap etmemin sebebi yeşil fasulyeye bayılmasıydı. Bir keresinde iki uzantısı da yeşil fasulye fenotipinde olan bir pantolan giydiğine bile tanık olmuştum.
Gözlerindeki ışıltı yüzündeki kocaman gülümsemeye eşlik ederken "Yorulmak mı? Senin yanındayken tüm yorgunluğum, bir sıvı olmamasına karşın buharlaşıp yeraltına karışıyor." Yüzümdeki soru işaretine tanık olduktan sonra gülümsemesi daha da genişledi. "Neden gökyüzüne karışsın ki? Orası enerjinin krallığı, yorgunluğun değil." Güldüm. Bu kızı seviyordum.

Işın, yüzümdeki imitasyon kanı temizledikten sonra ona sarıldım: "Gitmeliyim fasulyem. Kendine iyi bak!"
Sırrımı bilen tek insan olan Işın'ın yüzünde nereye gideceğimi tahmin ettiğini belirten bir endişe gölgesi belirdi. "Gitmesen olmaz mı?"
Bu gezegendeki benim için endişelenen tek insan olduğunu düşündüğüm Işın'a anlayışla gülümsedim. "Lütfen benim için endişelenme Işın. Hem gökyüzü; olağanüstülüğün krallığı, korkunun değil." Göz kırptım. Bu sefer gülen Işın oldu.

Yönetmenime ve diğer ekip arkadaşlarıma veda ettikten sonra setten çıkmaya hazırlanıyordum ki Tunç'u canlandıran Eser'in arkamdan "Bugün harika görünüyorsun!" dediğini duydum. Hemen ardından ekledi: "Tabii yoğun bir çamurda yüzmeye çalışan palyaço kılığında bir fare ne kadar harika görünebilirse!" Kahkahasını duymazdan gelip motor sinirlerimin setten çıkıp gecenin karanlığına ulaşmama neden olmalarına izin verdim. Canlandırdığı Tunç karakterini "Bir türlü kapağı açılamayan bir kavanoz kadar sıkıcı..." olarak tanımlayan Eser'in ara ara gerçekten eğlenceli biri olduğunu kabul etsem de yine de Tunç'u ona tercih ederdim. En azından insanlarla alay etmek nedir, bilmiyordu.

Yıldızların kendisini daha da çarpıcı kıldığı gökyüzünün altında yürürken yeryüzünü, insanların düşünsel renksizliğine karşın kendi renkleriyle güzelleştirebilen çeşitli çiçeklerin rahiyası burnuma ulaşıyordu. Bu hafta yoğun bir şekilde Irmak'ı canlandırmak beni yormuştu ve gökyüzüyle yeryüzünün sahip olduğu doğal güzelliklerinin kombinasyonu bana çok iyi gelmişti. Şimdi yeraltı, daha çok yorgunluk buharına ev sahipliği yapmak zorunda kalacaktı. Bu düşünceyle Işın'ın görüntüsü bir flaş gibi aniden zihnimde belirdi. Bu kısa süreye rağmen özlemin kalbimde bir çiçek gibi açtığını hissettim ve bu çiçek suyla değil, aradaki mesafeyle orantılı olarak büyüyüp gelişiyordu. Özlem sevgiyi daha da güçlendirse de, bir süre sonra o çiçeği koparmayı istemek elde değildi. Neden mi? Zaman geçtikçe acısal rahiyalar yaymaya başlıyordu çünkü.

Bir süre daha yürüdükten sonra durup başımı gökyüzüne doğru kaldırdım. "Merhaba olağanüstülüğün krallığı! Kraliçen olmama hazır mısın?"


Evet... Ben de yapboza bir parça eklediğime göre sıradaki parçanın hangi kişinin zihnine göre şekillenmesini istediğimi söyleyebilirim:
Mimlediğim kişi Kağıttan Dünyam. ^_^

Ruhunuza iyi bakın! ^_^

12 Mayıs 2018 Cumartesi

Blog Muhasebesi | Mim

 Herkese merhaba!
Sevgili GİRİFT blogunun sahibinin beni mimlemesi sonucu bu yazıyla karşınızdayım! Tekrardan teşekkürler Girift! ^_^


1-) Blog alemine nasıl girdin?
Bir gün tamamen spontane bir şekilde bir kitap blogu çıktı karşıma: Mor Düşler Kitaplığı. O zamanlar blog nedir, pek bir fikrim yoktu bile.
Blogu incelediğimde; kitap yorumlarını görmek, kendi kitap yorumlarımı yazabileceğim kişisel bir sitemin olmasını istememe neden oldu. Ben de kalbimin sesini dinledim ve ilk olarak wix.com'dan bir blog açtım. Birkaç yazı paylaştıktan sonra sitenin pek kullanışlı olmadığını fark ettiğimden dolayı daha sonra blogspot'tan bir blog açtım. İyi ki de öyle yapmışım, çünkü blogspot gerçekten çok kullanışlı. :)
Diğer blogumu da sildim bu arada.

2-) Hangi blog sana ilham oldu?
Kütümhanemden Kitap Manzaraları. Bu blogun yerleşim tasarımı çok hoşuma gidiyordu ve ben daha gadget'in nasıl yerleştirileceğini bile bilmiyordum. Bu yüzden blogumun tasarımsal olarak çok eksik olduğunu hissediyor ve onu daha da özelleştirmek istiyordum. Bunu öyle çok istiyordum ki benim için küçük bir hayal kimliğini almıştı.
Ben de araştırmalara başladım ve yavaş yavaş blogumu görsellik olarak daha da özelleştirdim. ^_^

3-) Bloga yazdığın ilk yazın ile son yazın arasında fark var mı?
Tabii ki var. :)

4-) Yakın çevrendeki insanlar blogunu biliyor mu?
Sadece ailem.
Şöyle bir durum var ki; benim için çok özel varlıklardan, benim için çok özel insanlar dışındaki kişilere bahsetmekten hoşlanmıyorum. Genelde, sadece bana gerçekten çok yakın olan insanlara içsel evrenimin çok özel parçalarından bahsederim. Bazen bu durumun dışına bir şekilde çıktığım zamanlarda ise genelde pişman oluyorum.

5-) Blog yazmak yaşamına ne kattı veya yaşamından ne çıkardı?
Ne mi kattı? :) Yazısal anılar, yazdıkça kendimi daha yakından tanıma fırsatı, iyi dostlar, başkalarıyla olumlu veriler paylaşma duygusu...
Blog; kişinin, kendisini daha rahat bir şekilde ifade edebildiği ve düşünsel anılarını biriktirdiği, oldukça kişisel ve özel varlıklardır. Öyleyse, yuppiii! ^_^

6-) Şu an bu mim yayını ile birlikte blogunda kaç yazı ve kaç sayfa görüntülenmen var?
83 yayın ve 10.872 sayfa görüntülenmesi.
Ve ilerde karşılaştırma yapabilmem için okuyucu sayımı da vermek istiyorum: 116.

7-) Hangi blogun muhasebesini öğrenmek istiyorsun?
Bu mimi yapmak isteyen sahiplere sahip her blogun. :)

Evet... Yazımızın sonuna geldik.
Ruhunuza iyi bakın lütfen! ^_^

5 Mayıs 2018 Cumartesi

FAVORİLER | NİSAN 2018

Herkese merhaba!
Nisan 2018 favorileriyle karşınızdayım! ^_^



KİTAP
1-) Beni Bulun - Michelle Knight, Michelle Burford (10/10)

2002-2004 yılları arasında kaybolan 3 kadının hikayesini okuyoruz bu kitapta. Bu üç kadından yaklaşık 10 yıl boyunca haber alınamıyor ve sonunda kaçırıldıkları evin komşusunun da sayesinde kurtulmayı başarıyorlar. 

"Beni öldürmeyen şey güçlendirir. Ölüm kolay kaçış yolu. Başını dik tutup yaşamak, eğilip ölmekten daha güzel."

Eğer kitabı tek bir kelimeyle tanımlayacak olsaydım bu kelime "sarsıcı" olurdu.
Sevginin her türlü felakete üstün geleceğini, hiçbir insanın göründüğü gibi olmadığını ve Michelle Knight'ın çocukluğundan itibaren yürek burkucu yaşam öyküsünü içeren bu kitabı okumanızı tüm kalbimle tavsiye ediyorum.

Ayrıca yazar; tanıdığınız biri bir süredir nedensiz bir şekilde ortalıklarda yoksa, ona ulaşamıyorsanız kesinlikle ama kesinlikle bu durumu görmezden gelmememiz, "Neyse, bir sorun yoktur muhtemelen." şeklinde düşünmememiz ve polise haber vermemiz gerektiğini önemle belirtiyor. Ortada gerçekten bir sorun yoksa bile polisi boşuna uğraştırdığınızı düşünmek yerine bir insana yardım etmeye çalıştığınızın bilincinde olmanız gerektiğini de ekliyor. Evet, bu gerçekten çok önemli bir konu sevgili okuyucularım. Düşünelim lütfen, ya o kişi gerçekten kaçırılmışsa? Bunun riskini almaya değer mi sizce? Görmezden gelmeye değer mi?

Ayrıca kitap, tanımadığımız insanlara da tehlike oluşturacak şekilde güvenmememiz gerektiğini de tüm açıklığıyla gösteriyor.

Çok önemli noktalarda soyutsal perspektifinizin yönünü değiştirecek bir kitap.

2-) Beyaz Zambaklar Üzerinde - Grigory Petrov (9.8/10)

Hayatımda ilk defa bir kitabı 3 kez okudum. :)
Atatürk'ün askeri okulların müfredatına dahil ettiği bu kitabı neden çok sevdiğini kitabı okurken fark etmemek elde değil.

Finlandiya ülkesinin, kozadaki bir tırtılken birlik ve mücadele sonucu nasıl da gökyüzüne seyahat eden bir kelebeğe dönüştüğünü anlatan bu kitap, gerçekten de kelimelerin tam anlamıyla hayranlık uyandırıcı. 

"Başka milletlerin topraklarını işgal eden kumandanlardan neden bu kadar saygıyla bahsedildiğini anlamıyorum. Büyük İskender, Anibal, Scipion, Cesar, Charlmange, Napoleon ve daha bunlar gibi binlerce kumandan başka halkların topraklarını işgal etmekten başka ne yapmışlardır?
Gerçi bu işgaller sonucunda büyük devletler meydana geliyor; ama sayısız insan da sıkıntıdan ve açlıktan ölüyor. Milyonlarca insan cahil kalıyor. Her yerde ahlaksızlık, hırsızlık, sefalet, sefahet, çatışmalar, toplumsal nefretler artıyor ve herkes kabalaşıyor."

Bir ülke, şehir veya eyalet; zayıflığa bürünmüş, yere düşmüş olsa bile eğer gerçekten geliştirici bir ortam ve birlik sağlanırsa, gerçekten inanılırsa tekrar ayağa kalkabilir ve gökyüzüne uçabilir. Bir kitap bunun örneğini ancak bu kadar güzel yansıtabilirdi. ^_^

"Küfretmek, manevi medeniyetsizliğin belirtisidir."

Kitap adeta empati, dayanışma ve gelişme isteği kokuyor ve mümkün olsaydı bu kokunun parfümünü elde edip tüm gezegene sıkardım. Şimdilik yapabildiğim, sizlere bu olağanüstü zihinsel kokunun tadına varmanızı tavsiye etmek olacak. :)

FİLM
1-) Wall-E (10/10)

Tamamen kendilerinin neden olduğu dünyadaki fazla kirlilikten dolayı uzaya giden insanların, çöplerle ilgilensin diye dünyada bıraktıkları Wall-E adında bir robotun ve onun daha sonra tanışacağı Eve ile ilişkisinin hikayesini izliyoruz bu filmde.


Wall-E ile Eve karakterleri adeta içimdeki gökyüzünde kalp şeklinde bir bulut oluşturdular.
Bazı noktalarda onlarla duygusal bağ kurabilmem filmin beni daha da etkilemesine yol açtı.


En sevdiğim animasyonlar arasına giren Wall-E, aynı zamanda günümüz teknoloji sorununa da çarpıcı bir şekilde değiniyor.
Biliyorsunuz, insanlar teknolojiye bağımlı oldukça yaşadıkları çevreyle daha az ilgilenir hala geliyorlar. Bu aynı zamanda kendi benlikleri için de geçerli. Düşünüyorum da, teknolojiye fazla bağımlı olan bir insan kendisini ne kadar tanıyabilir ki?

2-) Oyuncak Hikayesi (9.8/10)


Ah, yine çok sevimli bir animasyon daha..:) Disney'in profesyonelliği işte, Pixar'ı da unutmayalım. :)

Andy adında bir çocuğun oyuncaklarının ve onların aralarına yeni katılan Buzz Işık Yılı adında bir oyuncakla Woody arasındaki ilişkinin hikayesini izliyoruz bu filmde. 


Hiç oyuncuklarınızın aslında canlı oldukları düşüncesine kapıldınız mı? Statik gibi görünseler de aslında hiç de öyle olmadıkları şüphesine? Öyle olsaydı hayat nasıl olurdu? Bekleyin bir dakika, ya gerçekten de öyleyse? ;)


İşte animasyonların bu özellikleri çok seviyorum. Demek istediğim... Özgür düşünüyorlar. İzleyiciyi anlamsal bir labirentte sıra dışı yollara sürüklüyorlar. İşte bu olağanüstü.

BELGESEL
Cosmos (1 ve 2. bölüm)
Ä°lgili resim

Evet, ne diyebilirim ki? Ufuk genişleten, evrenle ilgili olağanüstü bir belgesel.
Özellikle ilk bölümün beni ne kadar etkilediğini tahmin bile edemezsiniz. Bölüm bittikten sonra kalbimdeki duygu yoğunluğundan dolayı ağladım. Kelimelerin tam anlamıyla beyin ve kalp kamaştırıcı.


Neil deGrasse Tyson'un açıklayıcı ve oldukça samimi sunumu ise belgesele gökkuşağı katmış doğrusu. :)


Ama biliyorsunuz, çok sevdiğiniz bir varlık olsa bile onun her bir anlamsal partikülüne katılmak zorunda değilsiniz. Benim de bu belgeselde gerçeklik aynama yansımayan bir durum mevcut: İnsanın maymundan gelme olayı. Bakınız lütfen, evrim demiyorum, insanın maymundan gelme olayı diyorum. Zaten evrimin kelime anlamını göz önüne alırsak, "evre evre gelişim" anlamına geldiğini görürüz. Büyük patlamayı, evreni ve doğayı düşünürsek de her şeyin aşama aşama olarak varoluşsal bir niteliğe kavuştuğu da açık. Bu noktada evrim hiç de mantıksız gelmiyor.
Ancak yine de konu hayvansal evrime gelince birtakım şüphelerim var.


Şimdi insanın maymundan gelme olayının soyutsal DNA'sına benim mikroskobumdan kısaca bakmak istiyorum. 
Eğer gerçekten insanlar maymundan geldiyse nasıl olur da yüzyıllardır, maymunlardan biraz daha insanımsı canlıların doğduğuna gözlemsel olarak tanık olunmuyor? Neden maymunların, kendi türlerinden biraz daha farklılıklar içeren canlılar doğurduklarına şahit olunamıyor? Neden yaklaşık 45.000 yıldır varlığının devam ettiği tahmin edilen insanların doğurdukları bireyler, kendi türlerinden dikkate alınmaya değecek farklılıklar göstermiyor? Ne yani, bu evrimin son noktası biz miyiz? Bu bana hiç de mantıklı gelmiyor.
Bunun dışında, seçim iradesi bu biyolojik evrimin tam olarak hangi noktasında bulunuyor? Seçim yapamayan, tamamen içgüdüsüyle devinimler gerçekleştiren bir canlıdan nasıl olur da seçim yapabilen ve özgürce düşünebilen canlılar meydana gelebilir? Ne dersiniz; bu durum, oldukça somutsal olan bu evrime göre biraz fazla soyutsal kalmıyor mu? Hımm, "Beyin evrimleşerek yeni ve daha gelişmiş fonksiyonlar kazanmış olabilir." mi diyorsunuz? Gayet mümkün ama bu durumda da sadece içgüdüsel fonksiyonlar gelişmiş olmaz mıydı? Daha önce de sorduğum gibi, irade bu işin hangi noktasında?
İşte, DNA benim mikroskobumdan böyle görünüyor ama bilirsiniz, bu noktada benim için mantaliteyi temsil eden mikroskop, her insanda farklı bir şekilde mevcuttur ve bunlara saygı duymak gereklidir. ^_^



Bu beyin ve kalp kamaştırıcı belgeseli tüm kalbimle tavsiye ediyorum! ^_^

MÜZİK
1-) Heal The World - Michael Jackson
İçsel evrenimdeki olağanüstü yıldızlardan biri. Benim için çok özel.
2-) What If I Shine - Barbie Rock Star (Türkçe versiyonu)
Bu şarkıya bayılıyorum. ^_^
3-) Whatever It Takes - Imagine Dragons
Şarkıyı o kadar sevdim ki zil sesim yaptım! ^_^ Ayrıca nakarattaki sözlerinin anlamını da çok seviyorum. :)
4-) Fight Song - Rachel Platten
"Bu benim mücadele şarkım." :)
 5-) No Tears Left To Cry - Ariana Grande
Gerçekten oldukça farklı bir şarkı. Bu arada şarkının slow kısımlarını daha çok seviyorum. :)
6-) Song Like You - Bea Miller
Ritmi çok hoş. :)
7-) Kimler Gelmiş - Nazan Öncel, Manuş Baba
Ben bu tür masalsı şarkıları seviyorum. ^_^

MÜZİK VİDEOSU
1-) No Tears Left To Cry - Ariana Grande

Çok orijinal ve daha önce izlemediğiniz türden bir müzik videosu mu arıyorsunuz? Aradığınız, işte tam da burada.

2-) Whatever It Takes - Imagine Dragons

Imagine Dragons, bizlere şarkının sözlerinin anlamını somutlaştırarak mücadele dolu bir müzik videosu sunmuş. ^_^

COVER
1-) Heal The World - J. Fla (Michael Jackson)

İşte her şey bu videoyla başladı. Bu videodan sonra şarkının etkileyici sözlerinden dolayı Michael Jackson'a karşı içimde bir merak duygusu uyandı ve birkaç küçük videosal araştırmanın ardından ertesi gün Dünyayı İyileştirmek İster Misin adlı yazımı yazdım. Ve şu anda Michael Jackson içsel evrenimin en özel yıldızlarından biri.
Teşekkürler J. Fla.

2-) Let Her Go - J. Fla (Passenger)

Uzun zamandır dinlemediğim bir şarkıyı 20 Nisana özel dinleyişimin ardından Youtube'a girip tam da 20 Nisanda yüklenmiş bu videoyla karşılaştığımda hissettiğim şaşkınlığı tahmin edebiliyor musunuz? Neden mi 20 Nisan? O bir sır olarak kalsın, olur mu? 

SAHNE PERFORMANSI
Heal The World - Michael Jackson (Münih)

Onun kalbini öyle seviyorum ki...

TED KONUŞMASI
Mülteciler güç istiyor, sadaka değil - Robert Hazika
Not: Videonun Türkçe altyazılı seçeneği mevcut. :)

Mültecilere sadece maddi ihtiyaçları varmış gibi davranmak yerine onların da toplumda kendi öz kimliklerini bulmalarına yardım etmemiz gerektiğini anlatan ilham verici bir konuşma. ^_^

SİHİRLİ VE İLHAM VERİCİ VİDEO
1-) Allah- Ekber'in Manası

Beni fazlasıyla etkileyen bir video oldu.
Allah'ın bizi ne kadar önemsediğini düşünüyorum da... Bunu hak etmek için ne yapıyoruz?

2-) SUÇLU KİM? | Beni Yargılama - Başak Kablan

"Yargılamamak" sanıldığından çok, çok daha önemli bir konu ve Başak Kablan da bu konuya gerçekten çok güzel bir şekilde değinmiş. Seviyorum bu kadını. :)


Evet, sayın seyirciler, bir programımızın daha sonuna geldik! ;) Bir sonraki programızda da görüşeceğimizi ümit ediyorum.
Öyleyse... Ruhunuza iyi bakın! ^_^

4 Mayıs 2018 Cuma

DEEPTONE


Bir gün Girift blogunun sahibi bana, Deep için bir teşekkür yazısı yazacaklarını ve benim de katılıp katılamayacağımı ifade eden bir mesaj yolladı.Tabii ki katılmayı çok istedim. :)
Beni düşünüp bu etkinliğe davet ettiğin için teşekkür ederim Girift. :) Ve şimdi işte buradayım. Deep için.

Ve bu, dayanışmayı hatırlatan gif de Deep için. :)

Deep, nasıl başlayacağımı bilemiyorum ama şunu çok iyi biliyorum: Aramızda fiziksel mesafeler olmasına, fenotipine dair hiçbir bilgiyle donanmamış olmama karşın senin varlığının sıcaklığını hep hissettim. Evet, özdeksel olarak yanımda olmamana rağmen ne zaman yorumlarını, yazılarını okusam veya seni düşünsem kalbim sana olan sevgimi belirgin bir hale getiriyor.

Samimiyet, doğallık ve destekleyicilik. Zaman geçtikçe bu varlıkların izleri maalesef sönümlense de, senin bu çok önemli meziyetlerle adeta bütünleşmiş olduğunu görmek beni çok mutlu ediyor. O kadar düşünceli ve destek olmaya her an hazırsın ki, beni duygulandırıyorsun Deep. Ne düşünüyorum biliyor musun? Seni iyi ki tanımışım. İyi ki hayatımdasın. Bir insanın asıl hayatı, zihnindekidir; öyle değil mi? Bu yüzden aramızdaki fiziksel mesafeler hiç ilgimi çekmiyor. 

Benim çok sevdiğim dostlarıma armağan ettiğim bir şarkı var. Bu yüzden bu şarkıyı sana armağan ediyorum Deep:
İki Ses Bir Şarkı - Barbie




Lütfen, lütfen, lütfen; neşeni hiç kaybetme. Senin mutlu olmanı tüm kalbimle istiyorum.
Kendini de hiç yalnız hissetme olur mu? Çünkü ben ve diğer dostların, yanındayız. Lütfen bunu beyin sinyallerinden hiç ayırma.

Bir not: Ne zaman kendini üzgün hissetsen bana yazabilirsin. Ne zaman istersen. Seni dinlerim.

Seni seviyorum Deep. Tahmin bile edemeyeceğin kadar çok.
Sonsuzluk kokan mutluluklar seninle olsun.
Her şey için teşekkür ederim! ^_^

28 Nisan 2018 Cumartesi

DÜNYAYI İYİLEŞTİRMEK İSTER MİSİN?


Michael Jackson...
Bu ismi duydunuz değil mi?
Müzik tarihine mührünü basan çok yetenekli bir müzisyen. Bu bir insanı tanımlamaya yeter mi peki? Bu, bir insanın benliğini yansıtmaya yeterli mi?


Michael Jackson'ın Heal The World şarkısını dinlemiş miydiniz?
Eğer cevabınız hayırsa, sizin için aşağıda küçük bir sürprizim var:


Heal The World. Dilimizdeki deyişiyle... Dünyayı iyileştir.
Şimdi sizleri, bu şarkının sözlerinin yıldızları temsil ettiği bir gökyüzüne davet ediyorum. Öyleyse yolculuğumuza hazır olun. ;)


There's a place in your heart
Bir yer var kalbinde
And I know that it is love
Ve biliyorum, o sevgi.
And this place could be much
brighter than tomorrow
Ve bu yer, yarından daha aydınlık olabilirdi.
And if you really try
Ve eğer gerçekten yeterince denersen,
You'll find there's no need to cry
Ağlamaya ihtiyaç olmadığını bulacaksın.
In this place you'll feel
Bu yerde hissedeceksin,
There's no hurt or sorrow
Acı ya da üzüntünün olmadığını.

There are ways to get there
Oraya ulaşmanın yolları var,
If you care enough for the living
Eğer yeterince önemsersen yaşayanı.
Make a little space
Biraz yer aç.
Make a better place
Daha iyi bir yer yap.

Heal the world
Dünyayı iyileştir.
Make it a better place
Daha iyi bir yer yap.
For you and for me
Senin için ve benim için
And the entire human race
Ve tüm insan ırkı için.

There are people dying
Ölen insanlar var.
If you care enough for the living
Eğer yeterince önemsersen yaşayanı
Make it a better place
Daha iyi bir yer yap.
For you and for me
Senin ve benim için.

If you want to know why
Eğer nedenini bilmek istersen,
There's love that cannot lie
Sevgi var, yalan söyleyemeyen.
Love is strong
Sevgi güçlüdür.
It only cares of joyful giving
O sadece verilen neşe ile meşguldür.
If we try we shall see
Eğer denersek göreceğiz
In this bliss we cannot feel
fear or dread
Bu mutlulukta, korkuyu ya da dehşeti hissedemeyeceğiz.
We stop existing and start living
Hayatta kalmayı bırakıyoruz ve yaşamaya başlıyoruz.
The it feels that always
O her zaman böyle hissettirir.
Love's enough for us growing
Sevgi büyümemiz için yeterli.
So make a better world
Öyleyse daha iyi bir dünya yap.
Make a better place
Daha iyi bir yer yap.

And the dream we were conceived in
will reveal a joyful face
Ve hayal, bizim tasarladığımız neşeli bir yüzü ortaya çıkartacak.
And the world we once believed in
will shine again in grace
Ve bir zamanlar inandığımız dünya, zarafetle tekrar parlayacak.
Then why do we keep strangling life
wound this earth, crucify its soul
Öyleyse neden; hayatı boğazlamaya, bu dünyayı yaralamaya ve onun ruhunu çarmıha germeye devam ediyoruz?
Though it's plain to see
Bu gayet açıkça görünse de
This world is heavenly
Bu dünya, cennet gibi.
Be god's glow
Tanrı'nın ışıltısı ol.

We could fly so high
Çok yükseğe uçabilirdik.
Let our spirits never die
Ruhlarımızın asla ölmemesine izin verelim.
In my heart I feel you are all my brothers
Kalbimde, hepinizin kardeşim olduğunu hissediyorum.
Create a world with no fear
Korkunun olmadığı bir dünya oluşturalım,
Together we cry happy tears
Birlikte mutlu gözyaşları dökelim,
See the nations turn their swords into plowshares
Ulusların kılıçlarını saban demirine çevirdiğini görelim.

We could really get there
Oraya gerçekten ulaşabilirdik,
If you cared enough for the living
Eğer yaşayanı gerçekten önemseseydin.
Make a little space
Biraz yer aç,
To make a better place
Daha iyi bir yer yapmak için.

Heal the world
Dünyayı iyileştir.
Make it a better place
Daha iyi bir yer yap.
For you and for me
Senin için ve benim için
And the entire human race
Ve tüm insan ırkı için.

There are people dying
Ölen insanlar var.
If you care enough for the living
Eğer yeterince önemsersen yaşayanı
Make it a better place
Daha iyi bir yer yap.
For you and for me
Senin ve benim için.

You and for me
Sen ve benim için.

Sizinle bir de Michael Jackson'ın bu şarkı için sergilediği muhteşem performansını paylaşmak istiyorum:


Şunu da belirtmek istiyorum ki bu şarkıyı, dün J. Fla'nın cover'ı sayesinde keşfettim.




Videoyu Türkçe altyazılı izlerken şarkının anlamına beyin sinyallerim tanık oldukça bunun tam anlamıyla kalbime dokunduğunu hissettim.


Michael Jackson'a bir de, en sevdiğim şarkılardan biri olan ve Afrika'ya yardım etmek için yapılan We Are The World şarkısından aşinaydım.



Ve bu şarkı da tıpkı Heal The World şarkısı gibi ilham verici. Umut ve sevgi aşılayıcı olmakla birlikte kalp kamaştırıcı.


Ayrıca sizlerle, Michael Jackson'ın 1993 yılında Grammy Legend ödül konuşmasını da paylaşmak istiyorum:


Pekala, söylemeliyim ki, bu adam beni gerçekten çok duygulandırıyor.




Michael Jackson...
Evet, onun birçok şarkısından haberim bile yok. Neleri sever, neler yapmaktan hoşlanır, neredeyse hiçbir fikrim yok. Nasıl biri olduğunu kapsamlı bir şekilde söyleyebilmem de mümkün değil. Ama... Ama benim için ünlü bir müzisyenden çok daha ötede bir anlam taşıyor.
Çünkü ondaki sevgiyi hissedebiliyorum. Dünyayı daha iyi bir yer yapma isteğine ve kalbindeki samimiyete inanıyorum


Michael Jackson ile ilgili medyada dönen çeşitli kötü haberler var. Hiçbiri umurumda değil. Ben medyaya değil; bir insanın gözlerindeki ışıltıya, düşünsel eylemlerine inanıyorum.


Şimdi, sevgili okuyucu, sana sormak istiyorum:
Dünyayı iyileştirmek ister misin?
Kendini dünyayla kıyasladığında lütfen kendini küçük veya önemsiz hissetme. Çünkü bir insanın içinde; bir dünya değil, bir evrenler bütünü vardır ve biz, dünyayız. Öyle değil mi?
Yapabileceklerinden, içindeki sevginin gücünden şüpheye düşme bile. Yere sağlam bas ve dünyayı iyileştirebileceğini göster lütfen.
Senin için. Benim için. Ve tüm insan ırkı için.

22 Nisan 2018 Pazar

6 Kitap 6 Alıntı | Pazar 6'lısı



Herkese merhaba!
Esseve Rin'in kurucusu olduğu Pazar 6'lısı etkinliğiyle karşınızdayım! Nisan temaları için lütfen tıklayın. ^_^

Normal koşullarda bu tema geçen haftanın konusuydu ama bu temayı çok sevdiğim için yapmak istedim; ne yapabilirim? ^_^



1-)  Bir Şapşalın Günlüğü - Rachel Renee Russell 
 
   
"Hayat yoluna zorluklar çıkardığı zaman, ya ödlek bir tavuk olursun ya da bir şampiyon. Seçim sana kalmış!"

2-) Unvansız Lider - Robin Sharma


"Eylemlerinin sahip olduğun inancı yansıtmasını garanti edecek kadar cesur ol."

3-) Simyacı - Paulo Coelho


"Kim ve ne olursa olsun, yeryüzünde her insan, her zaman, dünya tarihinde başrolü oynar."



4-) The Secret - Rhonda Byrne


"Var olmamayı imgeleyebiliyor musunuz? Hayatınızda görüp yaşamış olduğunuz bunca şey varken, var olmamayı düşünebiliyor musunuz? Bunu imgeleyemezsiniz, çünkü bu mümkün değil. Siz sonsuz enerjisiniz."


5-) Uçan Sınıf - Erich Kästner


"Şimdi gördüğümüz yıldızların ışığı, binlerce yıllık. Işık ışınları bizim gözlerimize ulaşıncaya dek bu kadar çok zamana ihtiyaç duyuyorlar. Yıldızların çoğu belki de İsa doğmadan önce söndü. Ama ışıkları hala yolculukta. Gerçekte çoktan soğumuş ve karanlığa gömülmüş olmalarına karşın, bizim için ışıldamaya devam ediyorlar."


6-) Yüreğinin Götürdüğü Yere Git - Susanna Tamaro 


"Akmayan gözyaşları kalpte birikirler, zamanla kabuk tutarlar ve kirecin çamaşır makinesini tıkaması gibi kalbi tıkayıp felç ederler."


EKSTRALAR


Konuş Benimle - Laurie Halse Andersen



"İnsanlar kendilerini ifade edemezlerse yavaş yavaş ölürler. Kaç tane yetişkinin içten içe ölü olduğunu bilsen şaşıp kalırsın. Kim olduklarını bilmeden günlük hayatlarını yaşayıp gidiyorlar; bir kalp krizinin, kanserin ya da bir kamyonun gelip işlerini bitirmesini bekliyorlar. Bana kalırsa dünyanın en üzücü şeyi bu."


Açlık Oyunları - Susanne Collins


"Umut, korkudan güçlü olan tek duygudur."


TED Gibi Konuş - Carmine Gallo


"Fikirlerinizi yayın. Dünyanın cesaretinize ihtiyacı var."


Evet... Hızımı alamayıp 3 tane daha düşünsel senfoni paylaştım sizlerle. Senfoni diyorum, çünkü bu paylaştıklarım ruhumun kulağına çok hoş gelen birer senfoniler.
Öyleyse, bol ruha dokunan senfoniler diliyorum, sizin için!



14 Nisan 2018 Cumartesi

5 Kitap ve 5 Uyarlaması #2

Herkese merhaba!
Hatırlıyor musunuz? 5 Kitap ve 5 Uyarlaması adlı bir yazımda, gönderinin adını lanse edecek şekilde 5 kitap ve her birinin uyarlamasından bahsetmiştim.


Öyleyse bu yazı serisinin ikincisine hazır mısınız? ;)

1-) Marslı - Andy Weir


Marslı, okuduğum en sıra dışı kitaplar arasındadır. Baş karakterimiz Mark Watney ise zekası ve mizahıyla, aynı zamanda Mars'ta yaşayan tek insan olmasıyla beni bayağı etkileyen bir karakterdir. Filmde ise beni kitaptaki kadar etkileyemedi maalesef. Ayrıca kitapta, Mark'ın kurtulup kurtulmayacağı ile ilgili daha çok hislere bürünmüştüm.
Film, gerçekten başarılı bir uyarlama olsa da kitabı kesinlikle daha çok sevdim.

(film yorumu için tıktık)


2-) Ölmek İçin On Üç Sebep - Jay Asher


Ölmek İçin On Üç Sebep kitabı, içinde yaşamcıl ve kalp kamaştırıcı mesajlar barındıran bir kalem yapımı bomba. Yazar, o bombayı okuyucunun kalbine nasıl atacağını da çok iyi biliyor.


Dizi de gerçekten çok güzeldi ama kitapla görmezden gelemeyeceğim farklılıkların içermesi durumundan pek hoşlanmadım. Bunun dışında oyuncular ve olay örgüsüyle izlemekten sıkılmadığım güzel bir dizi oldu benim için. Bu arada dizinin yapımcısı, Selena Gomez. *_*

3-) Charlie'nin Çikolata Fabrikası - Roald Dahl


İki çok tatlı veriyle karşınızdayım!
Filmi, müziklerin ve profesyonelce kurgulanmış görselliğin etkisiyle daha çok sevsem de Roald Dahl'ın o naif kaleminden kitabı okumak da çok güzeldi! ^_^


Ve Sevgili Johnny Deep, canlandırdığın karakterlerle psişik olarak bütünleşmen beyin ve kalp kamaştırıcı... Diğer oyuncular da harikaydı, söylemem gerek.

4-) Kendime Ait Görünmez Bir İşaret - Aimee Bender


Kendime Ait Görünmez Bir İşaret'i okuduktan sonra, kitabı artık ne kadar sevdiysem "hayatımın kitaplarından biri" olarak tanımlamıştım. Bazen; hayatınızın o anki seyrinin, hissel durumunuzun ve karakterlerle aranızda kurduğunuz bağların etkisiyle belki de oransal olarak pek etkileyici bulunmayacak bir kitap, sizin zihninizdeki rafta baş köşelerden birinde durabilir. Bu kitap da, benim için tam da öyle bir kılıfa büründü.

(kitap yorumu için tıktık)

Film ise, benim üzerimde hiç de öyle bir etki bırakamadı maalesef. Açıkçası, filmi; üzerinde fazla uğraşılmamış buldum. Kitapla kıyaslamadığımda ortalama bir film olsa da, kıyaslamam durumunda benim için bir hayal kırıklığıydı.


5-) 101 Dalmaçyalı - Dodie Smith


Mart 2018'de deneyimlediğim 101 Dalmaçyalı kitabı ve filmiyle karşınızdayım! ^_^
Filmi Selena Gomez'in Cruella De Vil şarkısının da etkisiyle zaten merak ediyordum. 



Elime kitabı geçince de ilk kitabını okumak istedim. İyi ki de okumuşum, çok tatlıydı! Bu arada kitabı okurken bir Dalmaçyalı sahiplenmek istedim; bu köpekler, doğrusu çok şeker! 




Ayrıca Cruella De Vil karakterinin, orijinalliği gerçekten çok hoşuma gitti. Dodie Smith, sıra dışı ve masalsı bir hikaye kurgulamış gerçekten. ^_^
Disney'in hayal fabrikasının ürünü olan 101 Dalmaçyalı filmi de çok hoşuma gitti. Özellikle Bay Dearly ve Bayan Dearly'nin tanışma hikayesini çok güzel bir şekilde sunmuşlardı. ^_^ 



Evet, yazımızın sonuna geldik, sevgili okuyucularım.
Kendinize çok iyi bakın ve üzülmenin hiçbir işe yaramadığını, ayrıca kendinizle yaşadığınızdan dolayı mutlu olmanız gerektiğini kendinize sık sık hatırlatın lütfen! ;)